|
|
|
|
 |
Ergun Tuncer
Kazalar madencinin yazgısı mı? 17 ay gibi kısa bir süre içinde ölüm oranı yüksek iş kazalarının yaşanması madenlerimizin büyük bir bölümünde iş güvenliğinin olmadığını gösteriyor.
|
|
21 Nisan 2005'de Gediz, Gökler Beldesi'nde, 1 Haziran 2006'da Dursunbey, Odaköy'de ve 7 Temmuz 2006'da da Azdavay, Bakırcı Köyü civarında bulunan kömür ocaklarında meydana gelen iş kazaları sonucu, ikisi maden mühendisi olmak üzere, toplam 37 madenci yaşamını yitirmiş, 18 madenci de yaralanmıştır. 17 ay gibi kısa bir zaman diliminde ölüm oranı yüksek iş kazalarının sıkça meydana gelmiş olması, madenlerin büyük bölümünde iş güvenliğinin bulunmadığını gösteriyor.
Madencilik, doğası gereği dünyanın en ağır iş kollarından birisi olarak tanımlanıyor. Böylesine zor ve riskli bir iş kolunda, çalışanların sağlığı, iş güvenliği için alınacak önlemler ve yatırımlar kadar, madenlerde çalıştırılacakların eğitimi ve deneyimleri de hayati önem taşıyor. Her ne kadar ülkemizde işçi sağlığı ve iş güvenliğine ilişkin çok çeşitli ve kapsamlı düzenleme bulunuyor olsa da, SSK verilerine göre; her 82,4 iş kazasında bir ölüm, her 6,8 dakikada bir iş kazası meydana geliyor. Genel olarak kazaların sektörler açısından dağılımında ise; metal eşya imalatı ilk sırayı alırken, bunu sırasıyla inşaat, dokuma ve kömür madenciliği izliyor. İş kazalarında meydana gelen ölümlerde de ilk sırayı inşaat sektörü, ikinci sırayı nakliyat, üçüncü sırayı da kömür madenciliği alıyor. Kömür madenlerinde ölüm olayları grizu patlaması, göçük ya da su baskını gibi olaylar sonucu meydana geliyor.
Genelde yoğun olarak küçük ölçekli maden işletmelerinde meydana gelen iş kazalarının nedenleri araştırıldığında;
* Maden işletme ruhsatnamelerinin verilmesinde veya maden sahasının rödövans (kiralama) karşılığı işletilmesinde finansal ve sektörel yeterlilik aranmadığı, her talep edene veya teklif verene verildiği,
* Yetersiz, donanımsız ve deneyimsiz olan bu kişi veya kuruluşlar tarafından kurulan veya devam ettirilen maden işletmelerinde, kısa sürede yüksek kar sağlamak amacıyla yapılan projeler, hızlı ve yüksek kazanç için üretim zorlamaları, buna mukabil iş güvenliği ile ilgili gerekli yatırımların yapılmadığı dikkat çekmektedir.
Ülkemizde çok sayıda maden işletmesi, mühendislik bilim ve tekniğinden uzak, Teknik Nezaretçi'nin göstermelik (!) gözetim ve denetiminde, ilkel koşullarda ve mevsimlik çalışmaktadır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği kuralları gözardı edilerek, tamamen emek yoğun, mekanizasyondan uzak, ilkel çalışma anlayışı çerçevesinde yürütülen bu tarz işletmecilik terk edilmediği sürece, iş kazaları madencilerin yazgısı olmaya devam edecektir.
Madencilik faaliyetlerinin kaynak kaybına yol açmadan, çevreyle barışık, akılcı ve ekonomik kurallara göre ve işçi sağlığı ve iş güvenliği esasları çerçevesinde yürütülebilmesi için evvel emirde;
* Maden hakları verilecek kişi ve kuruluşlarda mali ve teknik yeterlilik aranmalıdır. Uygulamada Türkiye Cumhuriyeti'ne ait nüfus cüzdanı olan her vatandaşın küçük bir bedel ile ruhsat alması, bu ruhsatı sahada hiçbir faaliyette bulunmadan müşteri buluncaya kadar atıl tutması ve müşteri bulduğunda ise elindeki ruhsatı satması oldukça kolay olmaktadır. Bu nedenle, sektörde ruhsat ticareti oldukça yaygındır. Ruhsat ticareti ve spekülasyonlarının önlenmesi bakımından madencilik yapacaklarda mali ve teknik yeterlilik aranmalı, madenciliği "define arayıcılığı" olarak algılıyanlara ruhsat verilmemelidir.
* Her maden işletme faaliyetinde iş güvenliği ve üretim için yeterli sayıda maden mühendisinin istihdamı zorunlu olmalı, özellikle yeraltı işletmelerinde her vardiyaya en az bir maden mühendisi zorunluluğu getirilmelidir. İşletmenin özelliklerine ve taşıdığı risklere göre söz konusu mühendisin gerekli deneyime sahip olması mutlaka sağlanmalıdır.
* Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, madencilik sektöründe iş güvenliğinden birinci derecede sorumlu kuruluşlardır. Sektörde kamu denetiminin bu kuruluşlar tarafından yeterince sağlanabildiği söylenemez. Bu kuruluşların teşkilat yapıları gözden geçirilerek, personel ihtiyaçları gerçekçi bir yaklaşımla tespit ve tedarik edilmelidir.
Sonuçta iş kazalarının madencilerin yazgısı olmadığı, işletmedeki üretime dönük olaylar zincirinde beklenmedik ve hatalı davranış veya teknik bir arıza ile ortaya çıkan, dıştan ve ani bir etkiyle meydana gelen bir unsur olduğu konunun tüm taraflarınca kavranmalıdır. İş kazalarının ortadan kaldırılabilmesi veya azaltılabilmesi için tüm kurum ve kuruluşlar ile işçi ve işveren işbirliği içinde bilgi ve deneyimlerini paylaşarak, ortak hareket etmelidirler.
Ortak hareket etme zorunluluğu, hem iş kazası sonucu hayatını kaybeden madencilere karşı vicdani bir sorumluluk, hem de madencilik mesleğinden ekmeğini kazanan ve kazanacak olanlara karşı ulusal bir görevdir.
|
 |
   |
|
 |
|