|
Yenilenebilir
Hidroelektriğe kuzeyli bakış açısı
Devraldığı hidroelektrik enerji santrali lisanslarını hayata geçirmeyi amaçlayan Statkraft, hedeflerine ulaşınca yaklaşık 700 milyon euroluk bir yatırım yapmış olacak.
2009 yılında Global Yatırım Holding'in iştiraki olan Yeşil Enerji'nin yüzde 95'ini satın alarak Türkiye pazarına adımını atan Avrupa'nın en büyük yenilenebilir enerji şirketi Norveçli Statkraft, 2010 yılında çalışmalarına hız vermeye hazırlanıyor. Ortaklık ile birlikte devraldıkları hidroelektrik enerji santrali lisanslarını hayata geçirmeyi amaçlayan şirket, hedeflerine ulaşınca yaklaşık 700 milyon euroluk bir yatırım yapmış olacak.
Şirketin İstanbul ofisinde bir araya geldiğimiz Statkraft Türkiye'nin eş Genel Müdür'leri Saygın Narin ve Steinar Bjornbet, henüz enerji üetmeyen bir enerji şirketi olduklarını söylüyorlar. Nisan- Mayıs aylarına üretime başlanması planlanan Çakıt santrali ile birlikte gerçek kimliklerine kavuşacaklarını ifade eden Saygın Narin ve Steinar Bjornbet, Statkraft'ın Türkiye'deki hedeflerinden, bir enerji şirketi olarak çevreye bakışlarına, sektör ile ilgili beklentilerinden, sektörünün genel durum değerlendirmesine kadar pek çok soruya da cevap verdiler.
Statkraft ve Yeşil Enerji arasındaki ortaklık nasıl gerçekleşti? Statkraft neden Türkiye'yi tercih etti?
Steinar Bjornbet: Hedef aslında 2006 yılımda belirlendi. 2006'da Statkraft, Avrupa'da nereye yatırım yapabileceğine dair yaptığı çalışmanın sonucunda büyümek için en uygun bölge olarak Romanya'dan başlayan, Balkan ülkeleri ile eski Yugoslavya'dan ortaya çıkan ülkeleri de içine katan ve Arnavutluk ve Türkiye'nin de içine dâhil olduğu Güneydoğu Avrupa'da karar kıldı.
Statkraft, aslında İskandinav ve Avrupa ülkelerinde operasyonu olan bir şirket. Avrupa ülkeleri dışındaki yatırımlarını ise yüzde 60 oranında hissedarı olduğu SN Power şirketi aracılığıyla yapıyor. SN Power, daha çok Şili, Nepal, Filipinler, Hindistan ve Laos gibi gelişmekte olan ülkelere yatırım yapıyor. Türkiye'ye yatırım yapmak için önce onlar girişimde bulundu. Ancak Statkraft, Türkiye'nin Avrupa pazarına dâhil olduğunu düşündüğü için doğrudan kendisi yatırım yapma kararı aldı.
Saygın Narin: Statkraft, Türkiye'ye gelirken birçok kriteri göz önüne aldı. Bunlardan bir tanesi ülkenin Avrupa Birliği'ne potansiyel bir üye adayı olması ve dolayısıyla entegrasyon potansiyeliydi.
Bu tercihte, herkesin üzerinde mutabık olduğu diğer bir konu da Türkiye'nin enerji alanındaki büyük potansiyeliydi. Şu anda 40 bin megavatlık bir kapasitesi olan Türkiye'nin, neredeyse son 10 yılın her senesinde tüketimi yüzde 6 oranında düzenli olarak büyümüş. Kişi başına tüketimimizi Avrupa ülkelerine kıyaslarsak, bu büyüme rakamlarının uzun bir süre devam edeceği sonucuna varabiliriz. Yani talebi karşılayacak yeni yatırımların üreteceği enerji için bir pazar bugün var, yarın da olacak.
Tabii özel sektör yatırımı, özellikle de yabancı bir yatırımcı için, sistemin hukuksal altyapısı da çok önemli. Türkiye, 2001 yılında özel sektör yatırımlarının önünü açan elektrik kanununu çıkardı. Özel sektör yatırımcılarının uzun vadeli yatırım yapması için güzel imkânlar sağladı. Daha doğrusu hukuksal altyapısını yatırıma açık hale getirdi. Örneğin şu anda 49 yıllık ürtim lisanları alınabiliyor. Bu lisanların alınması, tesislerin inşası, operasyonu ve kısmen üretilen enerjinin satış koşulları için yatırımcı kendisinden neler beklendiğini biliyor. Ben masanın karşı tarafında, Türkiye'de enerji ile ilgili çalışan bir şirkette çalıştığım dönemlerde, yabancı şirketlerin hukuksal altyapısı oturmuş sektörlere yatırım yapmak istediklerini gözlemledim. Yurt dışına yatırım yapmak isteyen şirketler hukuksal belirsizlikleri minimum olan sektörlerde yatırım yapmak istiyor.
Steinar Bjornbet: Türkiye'ye yatırım yapmamızın bir nedeni de Avrupa Entegre Elektrik Sistemi'ne Türkiye'nin dâhil olma potansiyeliydi. Statkraft, hem elektrik üretiyor hem de elektrik ticareti yapabiliyor. Türkiye şu aşamada elektik ihracatı ve ithalatı çok limitli bir ülke. Tabii bu hep böyle kalmayacak. Türkiye de Avrupa'nın bir parçası olacak. Bu potansiyeli gören Statkraft Türkiye'ye yatırım yaptı.
Yeşil Enerji'den devraldığınız projeler ile ilgili son durum nedir? Hangi aşamadalar? Neler yapıldı? Neler yapılacak?
Saygın Narin: Statkraft, Türkiye'deki 5 tane elektrik santral lisansını Haziran 2009'da devraldı. Bu lisanslardan bir tanesi olan 20 megavatlık Çakıt santrali, Adana'da Çakıt nehrinin üzerinde yapımına devam ediliyor. Proje inşaatının bir kısmı Global Yatırım Holding tarafından zaten belirli bir aşamaya getirilmişti. Önümüzdeki aylarda burada elektrik üretimine başlamayı planlıyoruz. Çakıt, nehir tipi bir santral ve tahmini 95 gigavatlık bir üretimi olacak. Çakıt, ilk projemiz olduğu için çok büyük olmasa da bizim için çok önemli bir adım. Şu anda Türkiye'deki şirketimiz enerji üretmeyen bir enerji şirketi ama Cakıt'ın üretime başlamasıyla tam bir enerji şirketi olacağız.
Diğer bir projemiz olan Kargı ise Kızılırmak nehri üzerine kurulacak. Yıl içerisinde onun da inşaatına başlamayı düşünüyoruz. Muhtemelen Türk inşaat firmaları ile çalışacağız. Çalışacağımız şirketi belirlemek için iki kademeli bir ihale süreci öngördük. İlk aşamada bir ön yeterlilik ihalesi yapacağız. Finansal, teknik konuların dışında çevre ve iş güvenliği konularında da bilgi birikimi ve uygulamaları olan firmaları ikinci tura alacağız. Daha sonra da ihaleyi yapacağız.
Son zamanlarda enerji ve çevre konuları sık sık bir arada tartışılıyor; Bu konuda Statkraft ne gibi çalışmalar yapıyor? Projeleriniz oluşturulurken çevre ile ilgili ne gibi çalışmalar yapılıyor?
Steinar Bjornbet: Norveç'te çalıştığımız yöntemler aslında uluslararası alanda kabul edilmiş en yüksek standartlardır. Bir proje hayata geçirilirken, çalıştığımız bölgedeki halklarla görüş alışverişinde bulunuyoruz. Yaptığımız işin oradaki çevreyi, hayvanları, bitkileri ve yaşayanların hayat standardını en az etkileyecek halde yürütmeye çabalıyoruz. Eğer etkilenen bir taraf varsa da başka şekillerde telafi ediyoruz. Etkilenenin yerine yenisini başka şekillerde konması bizim için çok önemli bir konu.
Saygın Narin: Biz öncelikle bir yenilenebilir enerji şirketiyiz. Başlangıç noktamız, yatırım yaptığımız alanlar zaten yenilenebilir olması itibarı ile çevresel etkisi çok sınırlı. Tabii ki çevreyi az da olsa etkiliyorlar. Sonuçta bir alanda inşaat yapıyoruz. Bazen suyun düzenini değiştiriyoruz. Ancak yatırımın tüm aşamalarında bu etkiyi nasıl azaltabiliriz mantığı ile hareket ediyoruz. Yürürlükteki çevre yönetmelikleri, bizim için alt sınırı oluşturuyor. Çevresel ve sosyal etkilerin ne olabileceği konusunda projenin başında araştırma yapıyor, muhtemel etkileri azatmak için, daha fazla adım atmamız gerekiyorsa, "Yönetmelik bu kadar. Biz ona uyalım. Daha ileriye gitmeyelim" demiyoruz. Bunun dışındaki adımları da atıyoruz. Beyhan FİLİZ / beyhan.filiz@turkuvazdergi.com.tr
|