|
Türkiye 14 yılda 300 milyon ton CO2 saldı
Emisyonlara kim dur diyecek?
Türkiye'nin atmosfere saldığı CO2 miktarı 1990 yılında 170.1 milyon ton iken, 2004 yılında 296.6 milyon tona çıktı. Bunda 132.1 milyon tonla enerji sektörü başı çekiyor. Elektrik üretiminden kaynaklanan artışsa, 2004'te 1990'a göre yüzde 124 oldu.
Bir süre önce açıklanan sera gazı emisyon ve yutak alanlar envanterine göre, Türkiye 1990-2004 yılları arasında çevreye en çok sera gazı salan ülke oldu. Buna göre ülkenin emisyon oranları 14 yılda yüzde 75.4 oranında arttı. İklim değişikliği tartışmalarının ortasında kalan ve Kyoto Protokolü'nü imzalamamakla suçlanan Türkiye, ilk iş olarak bir iklim değişikliği raporu hazırladı. Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanan 1. Ulusal İklim Değişikliği Raporu, Türkiye'nin sera gazı emisyonları envanterini de çıkardı. Envantere göre, Türkiye toplam sera gazı emisyonları LUCF (land use change and forestryarazi kullanım değişikliği ve ormancılık) dahil, 19902004 arasında 170.1 milyon ton karbondioksit (CO2) eşdeğerden 2004'te 296.6 milyon ton CO2 eşdeğere çıktı. Enerji sektöründen kaynaklanan 132.1 milyon ton eşdeğer CO2 olan sera gazı emisyonları yüzde 76.7 ile başı çekerken, bunu yüzde 9.3 ile atık bertarafı, yüzde 8.9 ile endüstri izledi.
Raporda Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) verileri kullanıldı. TÜİK'in 13 Aralık 2006'da yayımladığı ilk sera gazı envanterinde, ülkenin toplam emisyonlarının 1990'da 170.2 milyon ton CO2 eşdeğerden 2004'te 357.4 milyon ton CO2 eşdeğere çıktığı kaydedilmişti. Ancak daha sonra yanlış bir hesaplama olduğu ortaya çıktı ve 19 Ocak 2007'de revize edilen envanterde 2004'teki emisyon oranları 296.6 milyon ton olarak düzeltildi.
Sanayileşme ve artan nüfus
Çevre Bakanlığı Raporu, sera gazı emisyonlarındaki bu yükselişi 1990'lı yılların ortalarından ibaren artan sanayileşme ve sürekli artan nüfusa bağlıyor. Raporda, toplam içindeki (LUCF hariç) enerji sektörünün emisyon oranlarının bu dönemde yüzde 77.7'den yüzde 76.7'ye düşmüş olduğu belirtiliyor. Bunun nedenleri ise şu değişikliklerin sonucunda gerçekleştiği ifade ediliyor: "Elektrik üretimi ve konut ısıtmasında kömürden doğalgaza geçiş, alternatif yakıt kaynaklarının kullanılmaya başlanması, ulaşım sektöründe yeni motor teknolojisi ve hava kirliliğine yol açan eski araçların trafikten çekilmesi." Birleşmiş Milletler/İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ne (BM/İDÇS) göre, Türkiye Ek1 ülkesi ve bu sebeple Kyoto Protokolü'nü imzaladığı takdirde 2012'ye kadar insan kaynaklı sera gazı emisyonlarını 1990 seviyesine çekmek zorunda kalacak. Emisyonları 14 yılda yüzde 75 oranında attıran Türkiye için protokolü imzalamak tam bir çıkmaz olarak görünüyor. Çünkü sera etkisine sebep olan elektrik üretiminden kaynaklanan gazlar 2004'te 1990'a göre yüzde 124 büyüme gösterdi. Ülkenin elektrik
talebi de her yıl yüzde 78 oranında büyüyor.
Kişi başına 3.3 ton CO2
Rapor kişi başına düşen emisyon değerlerini de hesaplamış. Buna göre, 2003'te kişi başına 3.3 ton CO2 düşüyor. Türkiye, bu oranla OECD ülkeleri arasında sonuncu sırada yer alıyor. 15 AB ülkesinin kişi başına düşen emisyon değeri 9 ton, OECD ülkelerinin 11.1 ton, dünya ortalaması ise 4 ton CO2 olarak hesaplanıyor.
İklim değişikliğine çeşitli gazlar neden oluyor. Bunlardan Türkiye'nin saldığı emisyonda yüzde 81.5 ile karbondioksit en fazla orana sahip. Raporda, metanın (CH4) payı yüzde 15.6, Nitrozoksitin (N20) payı yüzde 1.9, F gazlarının ise yüzde 1 olarak ölçüldü.
Fosil yakıtlar baş sorumlu Türkiye'de CO2 emisyonları, genellikle fosil yakıtların yanmasından kaynaklanıyor; bu oran 222.3 milyon tonla 2004'te toplam yüzde 92 oldu. 74.1 milyon tonluk emisyon ise yutak alanlar tarafından yutuldu. Böylece net CO2 emisyonu 167.8 milyon ton olarak gerçekleşti.
Enerji sektörü emisyonları ise, 19902004 arasında sürekli artış gösterdi, sadece bazı yıllarda dalgalanmalar gerçekleşti. Bu dalgalanmalara; ekonomik kriz, hidrolik santralleri etkileyen iklim değişiklikleri, vergilerin etkisi ve sektöre giren önlemler gibi faktörler sebep oldu. 1994, 1999, 2001 yıllarındaki düşüşler, ekonomik krizlerden; 2000'deki yükseliş, kuraklık yüzünden hidroelektrikte meydana gelen düşüş nedeniyle termik santrallerdeki elektrik üretiminin artışından kaynaklandı. 14 yılda yüzde 124 olan enerji üretiminden gelen sera gazı artışını, yüzde 82 ile üretim sektörü, yüzde 55.9 ile ulaşım, yüzde 27.9 ile de diğerleri izledi. 2004'teki toplam CO2 artışı 1990'a kıyasla yüzde 75.4 şeklinde gerçekleşti.
Doğalgazın etkisi
Rapora göre, doğalgaz kömürün yerini almaya başladıkça da 1998'den sonra emisyonların düşmesine yol açtı. Linyitten elektrik üretimi sonucundan ortaya çıkan emisyonlar 2004'te toplam CO2 emisyonlarının yüzde 11.41'i, yani 25.4 milyon ton oldu. Taş kömürünün payı ise yüzde 4.36 olarak gerçekleşti.
Sanayi üretimi sebebiyle yükselen CO2 emisyonları 19902004 arasında 12.9 milyon ton CO2 eşdeğerden 19.6 milyon ton CO2 eşdeğere yükseldi. 2004'te emisyonların yüzde 85'i maden ürünü kategorisindeki çimento üretim aktivitelerinden kaynaklandı. Çimento üretiminden gelen emisyonlar 2004'te 16.7 milyon ton CO2 eşdeğer oldu.
Dizelin artışı etkiledi
Sanayi ve elektrik üretimi kaynaklı emisyonlarındaki artışın aksine, toplam enerji sektöründen kaynaklanan emisyonlar içerisinde ulaştırma sektörünün oranı aynı dönem içerisinde yüzde 20'den yüzde 18'e geriledi. Ulaşım sektöründen kaynaklanan toplam CO2 (LUCF dahil) emisyonları, 19902004 yılları arasında yüzde 55.8 artarak 26 milyon ton eşdeğer CO2'den 40.5 milyon ton eşdeğer CO2'ye ulaştı. Bu da ulaşımda 1990'da kişi başına 0.46 ton olan CO2'nin 2004'te 0.56 ton olarak değiştiği anlamına geliyor. Buna rağmen, bu sektörden gelen CO2 emisyonlarının toplam içindeki payı yüzde 15'ten yüzde 12'ye düştü.
Bu azalış sektörde daha verimli enerji tüketimi eğilimine işaret ediyor. Bu verimliliğin altında yatan nedenler düşük karbon içerikli alternatif yakıtların kullanımı, dizel ve LPG'li binek araçlarının artışı olarak açıklanabilir. Dizel araçların kullanımı Türkiye'de yükseliyor. Dizel motorlu araçlar eşdeğer benzinli araçlardan daha verimli ve CO2 emisyonlarını aşağı çekiyor. Bu sebeple tüm binek araç parkında dizelin yüzdesindeki artış, emisyonlardaki düşüşte
rol oynamaya devam edecek. 2004'te ulaşım sektöründeki toplam CO2 emisyonları içinde kara ulaşımından kaynaklanan emisyonlar yüzde 84 idi. Bunu yüzde 12 ile sivil havacılık, yüzde 3 ile deniz ulaşımı, demiryolu ulaşımı yüzde 1 ile izledi.
Metanın artışı da yüzde 50
Metan, 19902004 arası 29.2 milyon tondan 46.3 milyon ton eşdeğer CO2'ye yükseldi. Katı atık üretimi 2004'te yüzde 58.5 oranla metan emisyonlarına en büyük katkıyı sağlayan kaynak oldu. Çevre Bakanlığı Raporu, metan emisyonlarının yoğun nüfuslu şehirlerde kapasitesi artan düzenli depolama alanları sayesinde daha düzenli bir eğilime girdiğini savunuyor.
Raporda, "Her ne kadar metanın geri kazanımını sağlayan düzenli depolama alanları olmasına rağmen, bunların emisyon indirim rakamları ulusal sera gazı envanterinde resmi verilerin yetersiz oluşu yüzünden dahil edilmedi. Örneğin, İstanbul'daki bu alanlardan birinde 8.500 metreküp depolanmış gazdan 700800 kilovat saat (KWh) elektrik üretildiği tahmin edilmektedir. Türkiye belediye atıklarının organik içeriği ortalama yüzde 45 olduğundan beri bu örnekler diğer büyük şehirlere genişletilebilir" deniliyor. Tarımdan kaynaklanan CH4 emisyonları ise 19902004 döneminde büyükbaş hayvan sayısının azalması neticesinde bir düşüş kaydetti.
Nitrozoksit ve Florlu gazlar
Endüstriyel prosesten kaynaklanan N20 emisyonları 1990'dan bu yana oldukça büyüdü, yakıt tüketiminden gelen artış ise az oldu. Aynı dönemde tarımsal atıkların yakılmasından oluşan emisyonlar da aynı kaldı. F gazlarının toplam emisyon değerleri de 1996'da 0.374 milyon ton eşdeğer CO2'den 2004'te 2.933 milyon tona çıktı. F gazlarından SF6 emisyonları, 1996'dan beri kayıt ediliyor ve elektrik cihazları endüstrisinde kullanılıyor. HFC'ler ise sanayiye Montreal Protokolü çerçevesinde CFC'lerin yerine kullanılmak üzere 2000 yılında girdi. HFC kullanımı 2004'te tüm F gazlarında yüzde 76'lık orana sahip. Ormanlar yüzde 5 büyüdü
Türkiye'de yaklaşık 21.2 milyon hektar orman bulunuyor. Ormanların yüzde 99'u devlete ait. Türkiye'deki ormanlık alanların yarısı verimsiz ağaçlık alanlardan oluşuyor. Diğer taraftan verimli ormanların üçte birinin ağaç yoğunluğu az. Ormanlar ve
diğer ağaçlı biyokütle stoku tarafından tutulan CO2 sürekli yükseliyor. Genel olarak 19722004 arasındaki 32 yıllık dönemde ormanlık alanlar yüzde 5 büyüdü. Aynı dönemde büyüyen ağaç hacmi ise, yüzde 35 artış gösterdi. Artış eğiliminin çeşitli açıklamaları var. Bunlar; köyden şehre göçün ormanlar üstündeki baskıyı azaltması, ormanlarda ve ormanlara bitişik otlaklarda büyük ve küçükbaş hayvanların otlatılmasında geleneksel yöntemlerin azalması ve ekonomik yönetim koşulları bulunmayan dik yamaçlardaki bazı ormanların terk edilmesi, ormancılık uygulamalarında, sürdürülebilir ormancılık yönetimi çerçevesinde orman kaynaklarının çok işlevli kullanımına doğru kavramsal değişiklikler, baltalıkların ormanlıklara çevrilmesi, çorak alanların ağaçlandırılması ve Orman İdaresi tarafından bozulmuş ormanların geri kazandırılması.
Sema TOKAT
|