|
Atom mühendisi Kılıç'tan çarpıcı iddia;
"Nükleer santraller atmosferi kirletiyor"
Küresel ısınmaya çare olarak nükleer santraller gösteriliyor. Ancak, nükleer fizikçi Prof. Dr. Hayrettin Kılıç, bunun tam tersini ileri sürüyor. Kılıç'a göre, dünyadaki 436 nükleer reaktör bir yılda atmosfere 2.5 milyar ton karbondioksit salıyor. Yani nükleer santrallerden üretilen her kilovat saat elektrik için 936 gram karbondioksit açığa çıkıyor. Bu oran kömür santrallerinde 1.1 kilogram.
Nükleer teknoloji tekrar dünyanın gündeminde. Bunun en önemli gerekçesi olarak fosil yakıtlar gösteriliyor. Çünkü dünya enerji ihtiyacının dörtte üçü fosil kaynaklardan sağlanıyor. Ancak, fosil kaynakların azalması, fiyatlarının artması ve daha da önemlisi küresel ısınmaya sebep olması insanlığın çözmesi gereken sorunlar olarak ortada duruyor. Bu nedenle, enerji ihtiyacında tekrar nükleer teknolojiye ağırlık verilmesi gerektiği ileri sürülüyor.
Fosil kaynakların azaldığı, pahalı olduğu ve dünyayı felakete sürüklediği ortak görüş; ancak alternatif olarak nükleer enerjinin sunulmasını bazı bilim insanları doğru bulmuyor. Bunlardan biri aynı zamanda bir nükleer fizikçi olan Prof. Dr. Hayrettin Kılıç. Güneş, rüzgâr, su, jeotermal gibi yenilenebilir enerji kaynaklarıyla enerjiyi verimli kullanmanın tek çözüm olduğunu savunan Kılıç, nükleer santrallerin uranyum madeninin yeraltından çıkarılmasından başlayarak nükleer yakıt haline getirilmesine kadar geçen süreçte atmosfere karbondioksit (CO2) salarak küresel ısınmaya yol açtığını iddia ediyor. Bu savını Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Muhammed El Baradey'e dayandırıyor.
UAEA Başkanı El Baradey ne söyledi de size ilham kaynağı oldu?
UAEA Başkanı Muhammed El Baradey'in 27 Haziran 2004 tarihinde Moskova'da düzenlenen "Uluslararası Nükleer Gücün 50 Yılı: Gelecek 50 Yıl Konferansı"nda yaptığı bir konuşma. "Nükleer Enerji: Geleceğe Bir Bakış" adlı konuşmasında şunları söyledi Baradey: "Nükleer güç görünürde hiçbir sera gazı açığa çıkarmıyor. Uranyum madenciliğinden atıkların uzaklaştırılmasına, reaktör ve tesis yapımı dahil tüm nükleer enerji zincirinde kilovat saat başına 26 gram karbon karbondioksit demiyorsalınır. Bu aşağı yukarı rüzgâr ve güneş enerjisindekinin aynısı olup, kömür, petrol ve hatta doğalgazdakinden iki kat düşüktür. Eğer dünyadaki nükleer enerji santralleri kapatılır ve bunların yerine nükleer olmayan kaynakların bir bileşimi konulursa, sonuç, yılda 600 milyon ton karbon artışı olacaktır. Bu Kyoto Protokolü tarafından 2010 yılına kadar önleneceğini hesapladığımız toplam miktarın yaklaşık iki katıdır." Burada El Baradey yanıltıcı bilgi veriyor. Çünkü, karbon enerji kaynağından çıktıktan sonra okside oluyor karbondioksit halini alıyor. Karbondioksit olarak hacmini ölçmek için 3.66 ile çarpmanız gerekiyor. O zaman rakamlar daha yüksek çıkıyor.
Ayrıca El Baradey, bu konuşmasında kendisi ile çelişiyor. Önce, nükleer santraller hiçbir sera gazı çıkarmaz diyor. Sonra 26 gram karbon çıkarır diyor. Sonuçta El Baradey'in verdiği rakamlardan takip edersek; şu anda dünyada çalışan 436 adet sivil reaktörün atmosfere saldığı karbondioksit miktarı yılda bir milyar tonun üzerindedir. Bunlar bilinenlerin çıkardığı, bir de sayısı bilinmeyen askeri reaktörler vardır.
Ayrıca, Almanya'daki WISE örgütünün geliştirdiği bilgisayar simülasyonu hesaplamalarına göre, El Baradey'in göz ardı ettiği yeniden işleme tesisleri dahil, nükleer çevrimin tüm aşamalarında atmosfere her bir reaktörden bir yılda salınan karbondioksit miktarı hesaplanıyor (www.wiseuranyum.org).
Nasıl bir hesaplama? Bunu biraz açar mısınız?
WISE, çok iyi bir hesap makinesi tasarlamış. Rakamları koyuyorsunuz sonucu size veriyor. Bu simülatöre göre, 1 milyon kilovat saatlik (kWh) elektrik üretmek için bir yılda atmosfere toplam 936 ton CO2 salınıyor. Yani her kilovat saat için 936 gram.
Bu salınan CO2, uranyum madeninin yeraltından çıkarılması, öğütülmesi, işletilmesi ve çevrilmesi, zenginleştirilmesi, yakıt haline getirilmesi, atığın yeniden işlenmesi, atıkların havuzlarda soğutulması, atıkların çevreden yalıtılması, reaktörün sökülmesi ve yalıtılması gibi işlemler sırasında açığa çıkıyor.
Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, 2004 yılında dünyada çalışan 436 reaktörün toplam ürettiği elektrik 2.7 trilyon kWh. Buradan yola çıkarsak dünyada nükleerden üretilen elektrik sırasında bir yılda 2.5 milyar tonun üzerinde CO2'nin atmosfere salındığı ortaya çıkıyor. Aynı yıl 3.4 trilyon kWh elektrik üreten doğalgaz santrallerinin 2 milyar ton CO2 saldığı hesap edilirse rakamın büyüklüğü ortada.
Nükleer Rönesans'tan söz ediliyor. En önemli gerekçe de küresel ısınma gösteriliyor. Bu anlattıklarınız tam tersini söylüyor. Peki, neden bu yönde açıklamalar yapılıyor sizce?
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, Rönesans batıda olmayacak. Son 10 yıldır konuşuluyor bu nükleer Rönesans. Bu söylemin resmi bölümünü Birleşmiş Milletler'in bir kuruluşu olan UAEA ve nükleer şirketler yürütüyor. Fakat, nükleer endüstri iflas ettiği için şimdi 2. dünya ülkelerine ve uzak doğu ülkelerine teknoloji pazarlıyorlar. Nükleer endüstri, nükleer Rönesans'ı başlatmak isterken, 2003 yılında MIT'den J. Moniz'in başkanlığında bir uzman kadroya "Nükleer Gücün Geleceği" adlı bir rapor hazırlattı. Bu rapor para verilip yaptırıldı. Nükleer endüstrinin Rönesans hayallerini altüst eden bu rapor sonucunu aynen tercüme ettik: "Nükleer enerji kaynakları seçeneklerinde, halkın güvenliği veya atık sorunlarının çözümlenmemesi ve nükleer silah yapımına açık olması bakımından özel bir konumu vardır. Nükleer enerji bu özelliklerine ek olarak en pahalı yakıttır. Bu nedenle de nükleer gücün ivedilikle Rönesans başlatması olanaksızdır." Bir yıl sonra Chicago Üniversitesi de "Nükleer Gücün Ekonomik Geleceği" ile ilgili bir rapor hazırladı. Onda da aynı sonuçlara varıldı. Nükleer, şu anda en pahalı, yapımı en uzun, çevre ve atık sorunları çözülemeyen bir enerji kaynağı ve satılığa çıkartıldığı zaman piyasa değeri yapımının binlerce katı altında olan bir kaynaktır.
Yani
Yani ikinci el piyasası çok kötüÖrneğin, biz şirket olarak 4 adet nükleer reaktör yaptık, 3 sene işlettik. Sonra satmaya karar verdik. Kilovat başına 45 bin dolara mal edilen nükleer santral, satılacağı zaman 110 dolarlara kadar düşüyor.
Bunun nedeni nedir?
Bunun nedeni reaktörle gelen atık sorunları. Artık enerji işletmecileri bir enerji kaynağına yatırım yaptığı zaman, bunun ömrü bittikten sonraki çevre sorunlarını temizlemesinden de sorumlu, tabi şimdilik gelişmiş ülkelerde. Bu durum satış fiyatlarında etkili oluyor.
Örneğin ABD'de yakın geçmişte bir reaktör satıldı. Bu reaktörün kurulum maliyeti 700 milyon dolardı. Ama işletmecileri 80 milyon dolara sattılar. Satın alanların en önemli gerekçesi reaktörde bulunan 67 milyon dolarlık nükleer yakıttı. Çünkü santralde
diğer kalan malzemenin pek değeri yok; oradan çıkan türbin, vana veya herhangi bir malzeme radyoaktiviteden dolayı kullanılamıyor.
Türkiye de nükleer santral kurmakta ısrarlı. Peki neden bu kadar çok ısrar ediliyor?
Asıl mesele buradaŞimdi bütün bu söylediklerimizin içinden geçen ince tel, nükleer reaktörlerin içini kullanmak. Yani nükleer silah yapımı. 1950'li yıllardan sonra "Barış İçin Atom Projesi" başladığı zaman ABD Hükümeti şirketlere şunu söyledi: "Bütün kredileri veriyorum. Nükleer reaktörleri yapacaksınız. Size yakıtı ben vereceğim çünkü zenginleştirme tesisleri devlete ait. Sübvanse edeceğim. Sizden istediğim reaktörün gücüne göre 12 senede yakıt çubuklarının içindeki plütonyum 239 maksimum seviyeye çıktığı zaman alırım." Yani eti sizin kemiği benim; elektriği satın satabildiğiniz kadar ama kemiği ben alırım. Kanuna göre yakıt çubukları federal hükümetin malıdır.
Yani nükleer reaktörlerin ilk kuruluş amacı askeri miydi?
Tabi askeri. O dönemde SSCB'de direk askeri amaçlı tesisler kuruluyordu ama ABD'de bu çok daha zordu; kapitalist ülke olmasından dolayı. Nükleer reaktörlerin yapılma zamanları ve fiyatlarına bakarsanız 19601975 arası çok ucuz. Hem yapım fiyatı hem yakıt fiyatı ucuz. Aynı zamanda yatırım yapan şirketler de çok. O dönemdeki nükleer silah sayısına da bakarsanız, o yıllarda 30 binin üzerine çıkmış. Paralelliği görüyorsunuz. Daha sonra ABD ve Rusya arasında varılan anlaşmayla nükleer silahlar sökülmeye başlandı. 1980'lere bakıyorsunuz ABD'de bir tane nükleer reaktör siparişi yok. O tarihten itibaren birdenbire ABD Enerji Bakanlığı ve Nükleer Düzenleme Komisyonu, nükleer reaktörlerin yapımındaki standartların hepsini değiştirdi. Aynı ülke, aynı eyaletler, aynı şirketler1960'larda şirketlere 2 yılda tamamlayacaksın dendiği zaman standartlar önemli değildi. Nükleer silahlar maksimuma eriştiği zaman nükleer denetim de maksimuma çıktı. 3 yılda yapılan nükleer reaktörler 10 yılda tamamlanabildi. Eskiden nükleere karşı çıkamayan çevre halkı, sonrasında karşı çıkmaya başladı.
Bu çok mühim; Al Gore'un 3 ay evvel bir toplantıda yaptığı konuşmada, "Beyaz Saray'da geçen sekiz yılda, uğraştığımız her nükleer silahlanma konusu o ülkedeki nükleer reaktör programıyla ilişkiliydi" dedi. Ve şu anda nükleer reaktörü çalışan bütün ülkeler nükleer silah yapıyorlar. Güney Afrika'dan Güney Kore'ye kadar hepsi ufak tefek de olsa nükleer silah yapıyor. Örneğin İsveç, kendi halkından gizli 10 tane nükleer patlama denemiş. Aynı İsveç şimdi biraz uzama ihtimali olsa da 2012'ye kadar bütün reaktörlerini kapatma kararı aldı. Nükleer silahlanmaya en iyi örnek İran. Dünyanın en büyük doğalgaz ve petrol yataklarının üstünde oturan bir ülke, elektrik üretmek için nükleer santral yaptığına kimi inandırabilir? İran UAEA'ya 300400 adet santrifüj tesisi olduğunu bildirdi. Ama bilinmeyen yerlerde 2.0002.500 adet daha tesisin olduğu tahmin ediliyor. Eğer yeni teknoloji 3 bin tane santrifüj tesisiniz
varsa, teknik problemler olmadan bir yılda 23 bomba yapacak kadar uranyum zenginleştirebilirsiniz. Yani 25 kilo kadar.
Son günlerde tekrar nükleer teknolojinin gündeme gelmesiyle nükleer silahlanmanın bir bağlantısı var mı peki?
Bakın, biliyorsunuz soğuk savaş sırasında nükleer silahlar doğu bloğu ile batı bloğundaydı. Bu arada bunlar birbirlerine odaklanırken, İsrail, Pakistan, Çin gibi ülkeler de kendi nükleer silah programlarını geliştirdiler ve bombalarını yaptılar. Bu arada İslam bombası yoktu. Pakistan İslam bombasını yaptı, fakat hem İslam dünyasına uzak olması hem de hiçbir zaman İslam dünyası liderliğine oynamadığı için sadece Hindistan ile dengeledi. İslam dünyasında liderliğe oynayan Irak ve Libya da nükleer silah yapmak için düğmeye bastı. Irak'ın ve Saddam'ın başına gelenleri biliyorsunuz. Libya ve Kaddafi de çeşitli yöntemlerle ikna edildi. İslam dünyasında nükleer lider yok. Buna İran soyundu şimdi.
Türkiye'de de nükleer enerjinin gündeme gelmesi ile bu gelişmenin bir ilişkisi var mı size göre? Tabi var. İran'daki nükleer reaktörünün şekli ortaya çıktığı anda Türkiye'de de nükleer enerji gündeme geldi. Bu bir rastlantı değil. Batı İslam dünyasında dengeyi kurmaya çalışıyor. Şu anda Türkiye'ye yakılan yeşil ışık budur.
Yani Türkiye bir yandan da nükleer silahlanma yarışının içine mi itiliyor?
EvetDolaysız olarak İran'a karşı. İslam dünyası içerisinde çoğunluğu sunni olan iki ülke var; biri Mısır, biri biz. Mısır ile de nükleer çalışmalar yürütüyor batılılar. İkimizden birisine bunu yaptıracaklar.
Peki Türkiye bu yarıştan kârlı çıkabilir mi sizce?
Hiç kârlı çıkmaz.
Son soru; nükleer fizikçisiniz, peki neden nükleere karşınız?
İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Fizik Bölümü'nü bitirdikten sonra, Stevens Institute of Teckhnology'de master ve doktora yapmak üzere ABD'ye gittim, 198083 yılları arasında. New Jersey'de kurulu olan PSE&G adlı şirketinin araştırma bölümünde çalışırken, bir gün öğle yemeğinde aşağıya indim. Kapının önünde bir grup gösteri yapıyordu. Bu nükleer karşıtı grubun, PSE&G şirketine ait 2 adet nükleer reaktörü protesto ettiğini öğrendim. Oradaki gruptan birkaç kişi ile konuştum ve nükleeri sorgulamaya başladım. Nükleer fizikçiler, daha çok işin bilimsel tarafına bakıyorlar. İşin diğer taraflarını bilmiyorlar. Ben de ta ABD'de o protestoyla karşılaşınca işin diğer boyutlarıyla ilgilenmeye karar verdim. Sonrasında 1980'li yılların sonunda İzmir'de bir enerji konferansı vardı. Orada Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre'nin konuşmasını dinledim ve "Bilimde demokrasi yoktur" denebilen Türkiye'de de nükleer karşıtı çalışmalara başlamaya karar verdim.
|