|
PwC'nin Türkiye yorumu;
Enerjide kayıp yıllar
Pricewaterhouse Coopers'tan Faruk Sabuncu, enerji açısından Türkiye'nin 2006 ve 2007 yılını kaybettiği saptamasında bulunuyor. Sabuncu'ya göre, özellikle elektrik dağıtım ihalelerinin ertelenmesiyle yatırımlar durdu ve ülkedeki güvenli ortam bozuldu.
Uluslararası denetim, vergi ve danışmanlık şirketi PricewaterhouseCoopers'ın (PwC) 2006 yılındaki birleşme ve satın almalara dair hazırladığı raporda, dünyada geçtiğimiz yılki birleşme ve satın alma işlemlerinin yüzde 20'den fazlasının enerji ve madencilik sektörlerinde gerçekleştiği belirtiliyor. Raporda, 2006 yılında Türkiye'de tüm sektörlerde gerçekleşen birleşmelerde enerji sektörünün 1.4 milyar dolarlık işlem değeri ile ikinci sırada yer aldığı yazıyor. PwC Türkiye Enerji Sektörü Lideri Faruk Sabuncu, 2006 yılında global enerji piyasalarında yaşanan hareketliliğin iyi analiz edilmesinin Türkiye'nin enerji stratejisi açısından oldukça önemli olduğunu vurguluyor. Sabuncu, Türk enerji piyasasındaki gelişmeler ve olası satın almalarla ilgili Global Enerji'nin sorularını yanıtladı:
Dünyayla karşılaştırıldığında Türk enerji piyasası nasıl bir görüntü veriyor? Son iki yılda TÜPRAŞ ihalesi dışında çok büyük bir hareketlilik olmadı Türkiye enerji piyasasında. Gerçi satın almalar ve birleşmelerle 1.4 milyar dolarlık bir hareket oldu, ama Türkiye'nin potansiyelini düşündüğünüz zaman enerji sektöründeki hızın çok daha yüksek olması gerekiyordu. Ancak kamunun ağırlığının çok olması, düzenleme ve liberalleşmenin geciktirilmesi, özelleştirmelerin sürekli ertelenmesi nedeniyle 2006 ve 2007'yi üzülerek söylüyorum, enerji sektörü için kayıp yıllar olarak görüyoruz. Bunu özel sektör de böyle görüyor, bizler de öyle görüyoruz. Özelleştirmenin yılın başlarında yapılacağının söylenmesi, ben elektrik için konuşuyorum şimdi, bunun ertelenmesi ve sonra beklentinin seçim sonrasına gelmesi 2007'yi birdenbire kayıp yıl haline getirdi. Bu gelişmeler, yatırımları da etkiledi. Birdenbire herkes durdu. Ana yatırımcılarla beraber bu projelere hizmet ve mal tedarik edecek olan bütün firmalar ve sektörler de beklemeye geçti. Bu erteleme, Türkiye'deki güvenli yatırım ortamına ve yatırımcının belirsizliklerinin artmasına neden oldu.
Yatırımcıların gözünde hangi alanlar değer kazanacak?
Dışa bağımlılığı özelikle petrol ve doğalgazda devam eden bir Türk enerji piyasası var. Bu zaten yıllardır devam eden bir sonuç; izlenen enerji politikaları yüzünden. Ancak geç de olsa ümit verici bir hareket başladı. Dışa bağımlılığın fazla olmasının sektördeki tüm oyuncular tarafından eleştirilmesi mevcut hükümeti kömür ve su gibi yerli kaynaklara daha fazla yöneltmeye başladı. Kömürde de, suda da oldukça büyük bir potansiyel olduğu söyleniyor. Bundan daha önemlisi Türkiye yenilenebilir enerji kaynaklarına önem vermeye başladı 2005 ve 2006 yıllarında. Bunun da başını rüzgâr çekiyor. Rüzgâr enerjisi Türkiye'nin belki dışa bağımlılığı azaltacak kaynaklarından bir tanesi.
Türkiye nasıl bir strateji izlemeli?
Türkiye'nin enerjideki en büyük zaafı kararları çok geç alıyor olması. Sanki bizi bekliyorlarmış gibi bir hava yaratıyoruz ortalıkta. Ama etrafımızdaki ülkelere baktığımızda, enerji politikalarıyla sürekli güç almaya çalışan, sürekli bunları düşünen ülkeler. Bunun en önemli örneği Rusya. Putin, Orta Asya ülkelerine yaptığı bir haftalık ziyaretiyle bizim bütün dış enerji politikamızı altüst etti. "Hangi hat ne olacak? Ne zaman bitecek? Doğalgaz ve petrol hatları nereden geçecek?" Bunlar önemli konular. Türkiye bir ara enerji koridoru olmaya çalıştı. Şimdi birdenbire enerji terminali konseptine döndü ve Ceyhan'ı terminal yapmak için adımlar attı. "Üç ayrı yerden gelecek olan boru hatları orada buluşsun biz de enerji borsamızı oluşturalım." Bunlar çok güzel düşünceler eğer hızlı hareket ederseniz. Hızlı hareket etmezseniz enerjinin büyük oyuncuları size nefes aldırmaz. Enerji politikanızı net bir biçimde ve dinamik bir biçimde kurmazsanız geride kalırsınız. Stratejilerimizin esnek ve bir bütün içinde olması lazım. Strateji oluşturma sürecinde hükümetin özel sektörü de dahil etmesi gerekir.
Önümüzdeki dönem piyasada ne gibi gelişmeler bekleniyor?
Türkiye Hükümeti, son zamanlarda liberalleşme yolunda oldukça efor sarf etmeye başladı. Özel sektörle de diyalogunun arttığını görmek bence gelecek için gayet olumlu. Bu nedenle ben elektrik sektöründe seçimden sonra ciddi bir hareketlenme bekliyorum. Bir defa dağıtımda başarılı özelleştirme yaşanırsa mevcut tesislerin rehabilitasyonu çok ciddi anlamda gündeme gelecek. Bunları alacak olanlar birdenbire yeni yatırımlara girecekler. Mutlaka bunları elden geçirecekler. Bu yeni yatırımların getireceği hizmet ihtiyacı, mal ihtiyacı olacak, personel ihtiyacı olacak. Bunlarla ilgili ben ciddi bir hareketlenme bekliyorum. Eğer özelleştirmeleri tamamlayabilirsek, 2009 yılında paraların Türkiye'ye gelmeye başladığını göreceğiz. Bu tek başına yeterli değil, ama çok önemli bir göstergedir. Türkiye enerji sektörü için. Şu anda büyük gruplarımızın yabancı gruplarla yaptığı anlaşmalar bunun hazırlık aşaması. SabancıVerbund, EnkaEnel, Turcasİberdrola ve EnBWCiner ortaklıklarıBenim bildiğim diğer büyük gruplar da enerji ortaklıkları kurmaya çalışıyorlar. Çünkü enerji sektöründeki potansiyel çok yüksek.
Neden enerji büyük grupların gündeminde?
Bana göre en büyük gerekçe enerjideki kâr beklentisi. Şimdi Türkiye'nin büyüme oranı ve nüfus artışı hızını gördüğünüz zaman bu sorunuzun cevabı ortaya çıkıyor. Elektrikteki yatırımların, elektrik tüketimini etkileyen faktörleri dikkate alarak yapıldığını düşündüğünüzde, bu iki temel faktöre bakmanız gerekir. Yüzde 1.8 nüfus büyümesi ve yüzde 5'in altına düşmeyen bir GSMH (Gayri Safi Milli Hasıla) artışı sizin nereye yatırım yapmanız gerektiğini söylüyor. Türkiye'de, dikkat edin özellikle belli büyük gruplarımız Telekom'u bıraktılar enerjiye girdiler. Herkes onlara "neden" dedi. Çünkü, serbest fiyat uygulaması başladığında, siz o dönem özel sektör elektrik yatırımcılarının halka açıklık oranlarının ne düzeyde olacağını görün.
Kimler gelecek daha Türkiye'ye?
Çinliler bile ilgi duydu. Datong şirketi var mesela; Hattatlarla maden arayan. Enerjideki yatırımlar hep milyar dolar civarlarında. Azerbaycanlı Socar şirketi Turcas'la çalışmalar yapıyor. Dünyanın en büyük rüzgâr jeneratörü üreticilerinden Vestas da Türkiye'ye geldi. Şu anda dünyadaki büyük gruplar, mevcut tesislerden pay almaya çalışıyorlar. Bunu da ortaklık şeklinde yapıyorlar.
Ancak bazı yatırımcılar da var ki, iyi bir ortak bulamasalar da Türkiye'ye gelmeye sıcak bakıyorlar. Bunlar, "Biz bir gidelim, önce küçük bir işle başlayalım. Ülkeyi bir tanıyalım. Ondan sonra bu işimizi geliştirelim" diyorlar. Lukoil buna güzel bir örnek. Dikkat edin Lukoil hiç kimseyle ortaklık kurmadı. Geldi, akaryakıt dağıtımıyla başladı. Ve bundan sonra göreceksiniz yavaş yavaş işlerini genişletecek. Onlar çok sürpriz kararlar alıyorlar. Bu konuda da sürpriz yapabilirler. Çünkü iki şeyi bekliyorlar; Petrol Yasası'nı ve seçimleri. Geldiklerinde konuştukları hükümet kalacak mı, gidecek mi? Yeni hükümet gelirse eğer onların programı ne olacak? Bu soruların yanıtları önemli Lukoil için. Bunun için ben artık enerji politikalarımızda, hükümet değişse de politikanın değişmediğini görmek istiyorum. Yani şimdi mevcut hükümet yerine başka bir hükümet veya bir koalisyon geldiğinde birdenbire bir "u dönüşü" görmek istemiyorum.
Politika değişimi olabilir mi sizce?
Eğer Türkiye'de bir "u dönüşü" olursa, ben bunun enerji sektöründe bugüne kadar yapılanlara büyük bir darbe olacağına inanıyorum. Ancak, benim görüşüm; liberalleşme süreci devam edecek, politikalar sürecek ancak bunun uygulama şekli farklı olacak. Teşvik politikaları farklı olabilir. Getirecekleri çözümler farklı olabilir. Ben olsam enerji tasarrufu ile yenilenebilir kaynaklara önem verirdim. Çünkü, daha rüzgâr santralleri yatırımları basit bir aşamadayken bile en büyük jeneratör üreticisi Türkiye'deki potansiyeli görüyor. Bu ilaç gibi bir şey Türkiye için.
Şu an Türkiye finans kuruluşları açısından riskli bir ülke mi?
Türkiye'nin kredi imkânları açısından riskinin eskiye nazaran daha az olduğunu, bu nedenle de borçlanmanın daha ucuz olduğunu düşünüyorum. İleride maliyetlerin çok daha aşağıya ineceğine inanıyorum. Citibank, Dexia, Unicredito gibi dünya devi bankalar şu anda enerji sektörüne kredi verme çalışmaları yapıyor. Türkiye'deki bankacılık sektörünün yaklaşık yüzde 40'ı yabancıların elinde. Bunların enerji sektörüne çok olumlu etkisi olacağını düşünüyorum. Bu bankalar inanılmaz derecede enerjiye odaklanmış durumdalar. Bu kesinlikle enerjide finans bulma sıkıntısını azaltacaktır. Dünyada enerji fonları ve özel amaçlı fonlar enerji sektörüne büyük ilgi gösteriyorlar.
|